Stratejik Düşman ABD – Mithat AKAR yazdı


Atatürk’ün Nutuk’ta tespit ettiği, emperyalizmin Türkiye’yi dışarıdan kuşatıp, içerden çökertme planı, güncellenmiş haliyle karşımızda duruyor. Soğuk Savaş döneminde, NATO’nun güney kanat ülkesi olarak nitelendirilmemizden ötürü, Türkiye’yi doğrudan karşısına almayan Atlantik Paktı, 1991’den sonraki süreçte Türkiye’ye karşı açık ve örtülü operasyonlarını daha net icra etmeye başladı.

2002 yılında “Bin Yılın Meydan Okuması” adı verilen Türkiye’yi işgal tatbikatı

2003 Süleymaniye baskını ve hemen ardından Irak’ın kuzeyinde Barzani eliyle kukla devlet kurma girişimi

FETÖ eliyle TSK’ da gerçekleştirilen tasfiye operasyonları

15 Temmuz iç savaş ve işgal girişimi Norveç’te gerçekleştirilen NATO tatbikatında Türkiye’nin “Düşman ülke” statüsünde hedef gösterilmesi ilk elden akla gelen örnekler.

BOP kapsamında Türkiye’de bölücü terör örgütü PKK’nın, Suriye’de PYD/YPG’nin, Irak’ta Barzani’nin açıktan desteklenmesi ise ABD’nin Türkiye ve bölge ülkelerine karşı uzun vadeli planına dair görünen en belirgin örnek. ABD Batı Asya’da (Ortadoğu’da) İsrail ve terör örgütlerini müttefik olarak belirlerken, Doğu Akdeniz’de ise Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’la ilişkilerini geliştirerek, güneydeki müttefik ilişkilerini, Doğu Akdeniz’den tamamlamak istiyor.

Doğu Akdeniz’de ABD ve Yunanistan merkezli gerçekleştirilen, iki farklı tatbikatta Türkiye’nin şifreli olarak hedef ülke olarak belirlenmesiyle, Ege’de on sekiz adamızın Yunanistan tarafından işgal edilmesi ise birbirini tamamlayan iki halka olarak okunmalı. Son olarak Haziran 2018’de Medusa 6 kod adıyla yapılan tatbikata; Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi katıldı. Tatbikat “Savaş deneyimi ve yeterliliklerini artırmak” amacıyla açıklandı. Üç ülke tatbikat senaryosunu “Akdeniz’in güvenliğini sağlamak” üzerine inşa etti. Tatbikat esnasında Yunan savaş uçakları ve gemileri kullanıldı. Hem Yunanistan’ın hem de Mısır’ın F-16’ları aktif olarak yer aldı. Sizce Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, kime karşı Akdeniz’in güvenliğini sağlamak isteyebilir?

Diğer tatbikat ise Nobel Dina adıyla yapıldı. Bu sefer Mısır yerine Amerika ve İsrail tatbikatta yer aldı. Noble Dina tatbikatlarıyla Amerika, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi askeri işbirliğini derinleştirme kararını vurguladı. Bu tatbikatlarda yapılan hedef ülke tanımlarından biri de “Denetimden çıkan ülkeler” ve “Potansiyel tehdit içeren devletler” olarak belirlendi. Akdeniz’de Yunanistan’a karşı hangi devlet “Potansiyel tehdit” içeriyor?

Türkiye karşıtlığını askeri alanda ortaya koyan ABD, bu karşıtlığın teorik çerçevesini de düşünce kuruluşları üzerinden ifade ediyor. ABD Düşünce Kuruluşu CCIS’in Mayıs 2018 sonunda yayınladığı “Doğu Akdeniz’i ABD’nin Stratejik Çıpası Olarak Yeniden Düzenlemek” başlığıyla yayınlanan raporda ABD Hükümetine Türkiye’nin düşman olarak görülmemesi, ancak müttefik olarak da görülmemesi tavsiye ediliyor. Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a Amerikan askeri yığınağının önerilirken, Türkiye’deki ABD üslerine alternatif olarak Yunanistan ve Kıbrıs Rum bölgesi gösterilerek Güney Kıbrıs ile askeri işbirliği teşvik ediliyor. Raporun en dikkat çeken ifadelerinden biri de İsrail ordusunun Doğu Akdeniz’de Atlantik cephesiyle bütünleşmesi önerisi.

ABD (yani genel olarak Atlantik Paktı) İran’ı doğrudan hedef alarak mevzilenirken, Rusya ve Çin’i güneyden kuşatarak, bu devletlerin harekât alanını daraltmak istiyor. Harita üzerinde konuyu ele alacak olursak durum daha da netlik kazanır sanırım.
ABD, Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine uzanan, Doğu Akdeniz’de kapısı olan bir Kürdistan planıyla, Türkiye’yi güneyden kuşatırken; Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail’le yeni hedefler belirleyerek güneyden başlattığı çevirmeyi; Doğu Akdeniz’le tamamlamak istiyor. Daha önce kenarda duran Mısır’ın da bu devletlere katılmasıyla birlikte, Suriye ve İran üzerinde de bir basınç oluşturmak, ABD’nin temel hedefleri arasında.

ABD, genelde Rusya’nın bölgedeki etkinliğini en alt seviyeye çekmeye çalışırken, temel amaç olarak Türkiye’yi çevreleme taktiğiyle kuşatmak peşinde. Bölücü terör örgütünün, ABD tarafından temel müttefik olarak görüldüğü Suriye’de, ABD’ye ait bilinen 14 dört askeri üs var. Bu askeri üslerin birçoğunda PYD / YPG aktif olarak konuşlandırılıyor.

KKTC’den, TSK’ ya bağlı birliklerin orta vadede azaltılması, uzun vadede tasfiye edilmesi planları, Ege adalarının işgal edilmesi ve son olarak Türkiye’nin tarihsel ve güncel düşmanı olan devletlerle ABD’nin gerçekleştirdiği Türkiye’yi hedef alan tatbikatlarla; Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG’nin başta bölge devletleri olmak üzere Türkiye’ye karşı silahlandırılması, ABD’nin stratejik dost değil, stratejik düşmanımız olduğuna dair yeterli argümanı fazlasıyla ortaya koyuyor.

Hal böyleyken, Türkiye’deki politik iktidarın uzun vadeli stratejiye dayanmayan, belirsiz dış politikası ise kendimize ait bir ulusal güvenlik stratejisi geliştirmemiz önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor. ABD’nin, dışarıdan bakıldığında dahi rahatlıkla görülebilen Türkiye düşmanlığı ortadayken, Menbiç’te, YPG’ye karşı icra edilmek istenen “Ortak Devriye Faaliyeti” ise sınırları zorlayan bir mizah tablosu yaratıyor.

Türkiye’nin jeopolitiği ve tarihsel, siyasal, askeri gerçekliği; Türk Devrimi’nde başarıyla ortaya koyulan dış politikayı dayatmaktadır. Bu dış politika ise düşmanımızın hedef aldığı devletlerle ortak bir strateji belirlemeye dayalı, bölge merkezli dış politika. Batı Asya’da Türkiye – İran – Azerbaycan – Suriye – Irak arasında kurulacak bir ortak güvenlik anlayışı; Atlantik Paktı’na karşı bütün Asya’nın güvenliğini garanti altına alacaktır. Tabi en başta kendi ulusal güvenliğimizi temin edecektir bu birlik.

Milli stratejiye dayalı dış ve iç politika, mevcut iktidar tarafından ortaya koyulamaz. Bunun için Türkiye’de siyasal anlamda yapısal bir dönüşümün gerçekleştirilmesi, ulusal varlığımızın korunması için temel şart.

Mithat AKAR / AJANSTÜRK
https://www.facebook.com/profile.php?id=100006232153226

Beğendiysen arkadaşlarına duyur...