SAHİPSİZ DOĞU TÜRKİSTAN DAVASINI İSTİSMAR ETMEYİN


Diasporadaki Doğu Türkistanlılar işgalci Çin’in zulmü ve katliamı zirve yaptığı dönemlerde sadece feryatlarını dünyaya duyurabilmek için protesto ve yürüyüşler düzenlemekte olduğu hepinizin malumudur.
Ne hikmetse işgalci kurnaz Çin de Doğu Türkistan’daki zulümlerini tam Türkiye’nin sıkıştığı, kendi dertleri yükseldiği dönemlere denk getiriyor. zulmü ve asimilasyon politikalarını ayyuka çıkarıyor. buna dayanamayan yurt dışındaki Doğu Türkistanlılar de protesto eylemleri ile sesini duyurmak için harekete geçiyor, başka bir şey ellerinden gelmiyor zaten.
Bazen bu soruna bazı ülkeler tarafından tepki gösterildiğinde yada Çin’e diplomatik nota verildiğinde, Çin hemen her ülkede ”vay efendim, biz zulüm yapmıyoruz, batı sizinle olan ilişkilerimizi bozmak için kışkırtıyorlar. bu CİA nin oyunudur. biz sadece teröristleri cezalandırıyoruz” tezini ileri sürerek, kendini temiz çıkarmaya ve katliamına meşru zemin hazırlamaya başlıyor.
Birileri çıkıp de ” madem batının oyunu diyorsunuz, o zaman neden baskı ve zülümlerinizi bu kadar ayyuka çıkardınız ? size batı mi emir verdi asimilasyona hız verin diye?” sorusunu sormuyor. tam eksine Doğu Türkistanlıların seslerini duyurmak gibi masum isteklerini iftiraya boğarak, Çin’in tezini daha abartılı bir şekilde önüne sürüyor ve böylece sahip çıkmamaya kolay bahane bulmuş ve kendi vicdanlarını rahatlatmış oluyorlar.
Bir yandan dünyanın çeşitli Ülkelerinde Çin tarafından satın alınan ve oluşturulan yazar, çizer. gurup, parti, lobi şirketler, karılık kalemşör, ajanlar Çin’in bu uyduruk komplo teorilerini çeşit çeşit senariyeler ile parlatmaya çalışıyor.
Bir diğer yandan ise değişik ülkelerdeki çeşitli parti ve ideolojik guruplar bu sahipsiz yetim devayı iç çekişmeleri ve bir birine olan kinleri için alet ediyorlar.
Ben feryat ediyorum artık, lütfen Doğu Türkistan davasını kendi iç çekişmeleriniz ve kinleriniz için istismar etmeyin.
Çin’in İşgali altında 130 seneden beri sürekli katliam ve asimilasyona maruz kalmakta olan Doğu Türkistan davası, partiler, ideolojiler ve hatta ülkeler üstü insanlık davasıdır. ümmetin, İslam ve Türk dünyasının durmak bilmeyen, sürekli kanayan yarasıdır.
Biriniz sadece hükumete muhalefet yapmak için bu devayı istismar ediyorsunuz. Bir diğeriniz de muhalefete cevap vermek için ve yahut Çin ile olan ticari ilişkilerinize zarar gelmemesi için karalayarak istismar etmeye çalışıyorsunuz ve devayı yerden yere vurarak, CİA Projesi falan diye iftira ve düzmece komplo teorileriniz ile Çin’in ekmeğine yağ sürüyorsunuz.
işgalci Çin ve zalim kafirleri bir yana bırakıp , bir biriniz ile uğraşmaya başlıyorsunuz.
Ne zaman samımı bir şekilde bu dava ile dertleneceksiniz? ne zaman bir birinizi bırakıp, kafirler ve zalimler ile uğraşmaya başlayacaksınız? sizlerin bu davranışlarınız bizi Çin’den daha çok kahır ediyor, bu noktada EL-İNSAF!! EL İNSAF!!! diyorum.
Hepinizi yegane ALLAHIMA HAVALE VE ŞİKAYET EDİYORUM.
sizler bu davaya ne zaman samımı olarak yaklaşırsanız, işte o zaman Çin’in tarihten beri Türklere karşı uygulaya geldiği “yakındaki düşmanı yok etmek için uzaktaki akrabalarını yanına çekmek” kapanına nasıl düştüğünüzü göreceksiniz.
Gerçeği söylemek gerekirse, Türkiye’nin daha önce geliştirdiği ve Çin’in de sözde kabul ettiği ”Doğu Türkistanlıların Türkiye- Çin arasında bir “dostluk köprüsü” olması politikamızın ağırlığını Çin’e gerektiği gibi hissettiremedik. Bunun en önemli sebebi de gerektiğinde Çin’e ‘Hayır’ diyemediğimizden kaynaklanmaktadır.
Tam Çin’in istediği gibi iki ülke ilişkilerinde Doğu Türkistanlıları “dostluk köprüsü” olarak görme politikamızın rafa kaldırılması ve bu köprüyü ortadan çıkararak, ilişkileri geliştirme yönündeki hain tavsiyelerin ağır basması, Çin’e daha da cesaretlendirmekte ve milyonlarca kardeşimizin canlarına mal olmaktadır.
Dolaysıyla şu an Doğu Türkistanlılar 2010 ve hatta 2013’teki insan hakları ihlalleri en sık yaşanan dönemleri bile mumla arar hale gelmiştir. 2023’e kadar Doğu Türkistanlıları tamamen milli ve dini değerlerinden kopararak, Çinlileştirme politikası, resmi rakamlara göre 2 milyon ve gayri resmi rakamlara göre 5 milyon kardeşlerimizin ‘Tutuklama kampı’ ve ‘Eğitim Kampı’ adı altındaki yüzlerce kamplara kapatılması ile tarihte görülmemiş bir bicimde tüm suretle devam etmektedir. Bu konuda BM raporları, uluslararası kurum ve kuruluşların remi araştırma sonuçları, tonlarca kanıt, belge ve binlerce şahitler mevcuttur. Üstelik dünya çapınca Çin’in zulümlerine karşı resmi tepkiler giderek artmaktadır.
Şunu unutmamalıyız ki, böyle durumlarda ‘Hayır’ diyebilmek devletimizin saygınlığını arttırır, Uzun dönemli menfaatlerini kurur, Sanıldığı gibi dış ilişkilere zarar vermesi söz konusu bile olmaz.
Örneğin; bu insanlık dışı kaplar hakkında Kazakistan 15 Şubat 2018 da ilk olarak Çin’e diplomatik nota vermiştir ve aylar süren kesintisiz uğraşlar neticesinde daha birkaç gün önce 2000 Kazak Türkü kardeşlerimizin kamplarından salıverilmesi ve Kazakistan’a gönderilmesine onay verilmesi konusunda Çin ile anlaşmaya varılmıştır.
Bütün bu girişimler ve Çin’i Evet dedirtmeler iki ülke ilişkilerine hiçbir zarar vermemiş, tam aksine saygınlık kazandırmıştır.
Kısacası, 21. yüz yıla hazırlanmakta olan Türkiye kendi stratejik önemini, güçlülerin iddia ettiği ve dayatmaya çalıştığı gibi güçsüz olmadığını, Türkiye’nin Çin’e değil, tam aksine Çin’in her alanda Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu ilk önce kendisi kabullenmesi ve inanması lazımdır. Dünün yol haritası ile yarının yol haritasını yan yana koyarak, gelecekteki istikametini tayin etmesi, iyi değerlendiremediği hatlarını – gerçi hatları kaygan da olsa- tarafsız bir muhasebe etmesi, neyin nerede yanlış gittiğini araştırması gerekiyor.
En önemlisi Türkiye’nin kendini bulması, ayağa kalkması lazım. Ayağa kalktığında Doğu Türkistan meselesinin batının inisiyatifine bırakılacak kadar basit bir sorun olmadığını, belki damarlarındaki statik kuvvetin ve yumruğunun masaya daha güçlü vurulmasının kaynağı olduğunu görecektir. İşte o zaman Çin’e yönelik geçmişte sıraladığı ‘EVET’lerden üzülecektir. ‘Başını dik tuttuğunda ‘HAYIR’ demenin o kadar zor olmadığını görecektir, ufku genişleyerek, büyük Türk dünyasını görebilecek, içindeki küllenmiş heyecanı dışarıya vurabilecek ve üzerindeki ürkekliği atarak öz güven kazanabilecektir.
Hayır’ diyebilmenin bazen her ne kadar ilişkileri zorlaştırıcı menfi yönü olsa da içinde bir dinamik güç barındırdığından, güçlüye de “EVET” dedirtebileceğini ve mazlumlara kalkan elleri anında durdurabileceğini dünyaya gösterebilecektir.
Bunun için Türkiye’nin açıl yapması gerekenler ve yapabilecekleri şunlardır:
1. Acilen Doğu Türkistan’da Türk konsolosluğu açmak
2. Çin madem Türkiye’de 6 Konfüçyüs Enstitüsü açtı, buna karşılık Türkiye’ninde Doğu Türkistan’da en az 3 Yunus Emre Enstitüsü açması.
3. Çin madem Türkiye’de basın, radyo ve haber ajansı ofislerini açtı, buna karşılık, Türkiye’ninde Doğu Türkistan’da Anadolu ajansı ofisini açması.
4. Uluslararası insan hakları kurum ve kuruluşları harekete geçirmede öncelik etmesi.
5. madem İstanbul’da Çin mahallesi kurma projesi var, buna karşılık Doğu Türkistan’da da Türkiye pazarı kurulması, Doğu Türkistan’da son 2 senedir Uygulanmakta olan Türkiye ürünlerinin üzerindeki satış yasağın kaldırılması.
(unutmayalım bu 5 girişim başarıyla tamamlandığında Çin asimilasyonunu daha fazla gizleyemeyecektir ve İslam dünyasındaki imajına, uzun dönemli emperyalist hedeflerine zarar gelememesi için zulüm ve baskılarının hafifletmek zorunda kalacaktır.)
6. Türkiye’ye sığınan Doğu Türkistanlılara acilen vatandaşlık hakkı verilmesi.
7. Doğu Türkistanlı akademisyen, alım ve aydınlarının Uluslararasında tanınması için katkıda bulunması
8. Türkiye’ye yerleşen Doğu Türkistanlıların eğitimine özel olanaklar sağlanması, onlardan seçerek çeşitli alanlarda özel yetiştirilmesi.
Gerekenden ve yahut yapılabileceğinden fazla bir şey mi istedim sizce?!

(Mir Kamil KAŞGARLI)
14.01.2019

http://habernida.com/sahipsiz-dogu-turkistan-davasini-istismar-etmeyin-lutfen/

Beğendiysen arkadaşlarına duyur...